26 Temmuz 2012 Perşembe

tam da böyle!

                                                                     

15 Temmuz 2012 Pazar

...

Yazmak istemek....
Ne yazacağını bilememek...
Bazen harfleri bile yanyana getiremezken, nelerle mücadele ediyoruz değil mi?

10 Temmuz 2012 Salı

* Süt ve Kurabiye

                                                                   

8 Temmuz 2012 Pazar

19. KURAL

Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

1 Temmuz 2012 Pazar

*Onlar Halka Değil :FİL

Aşktan, sevgiden bahsetmek kolay. Aşkı, sevgiyi yaşamak ve yaşatmak zor.

Hep aynı yerde yanılıyor insan. Herkesin kendi gibi sevmesini istediğinde. En doğru sevginin kendisinde olduğuna inandığında. Sanıyoruz ki biz onu nasıl seviyorsak, o da bizi aynı şekilde sevecek. Başka yolu yok bunun! İlle de aynı sözcükler, aynı jestler, aynı süprizlerle.
Aslında şu dünyada ne kadar insan varsa o kadar da sevme biçimi var, bunu unutuyoruz değil mi? Oysa ki bizler, küçücük bilincinde varoluşun tüm miraslarını taşıyan, "fil" hafızalı canlılarız. Onlar halka değil; fil ♥ Dolayısıyla, sadece kendi geçmişimiz değil, önceki kuşakların geçmişleri de oluşturuyor hafızamızı. Bu da bizi hem ayırıyor, hem birleştiriyor. İlk bakışta çelişkili gibi görünse de...
Ayırıyor, çünkü binlerce yılın yolunu ayrı ayrı yürümüş haldeyiz. Hepimizin ayağında başka diyar tozu...Ondandır aynı sözlerin başka anlamlara gelmesi, aynı düşlerden farklı gerçekler yaratılması. Haliyle, bazen yalnış anlıyoruz birbirimizi. Özellikle de sevdiğimiZ bizi onu sevdiğimiz gibi sevmediğinde...
Aynı zaman da birleştiriyor da. Hepimizi birbirimize bağlayan, binlerce yıllık bağlar var. Hem de öyle bir bağlıyorlar ki; küresel elma da henüz yok o teknoloji! Aynı umutlarla, aynı sevilme arzusuyla, aynı bir olma hasretiyle sonsuz gökyüzünde salınıp duruyoruz. Görünüşteki farklılıklarımız ne olursa olsun.
Diyeceğim şu ki; birini gerçekten sevdiğinizde, kuşkusuz o da sizi seviyor. Şu ya da bu şekilde. Belki onu sevdiğiniz gibi sevmiyor, belki sevginizi göstermek için sizin yaptıklarınızı yapmıyor harfi harfine. Lakin kendi bildiğince, kendi istediği kadar, kendi varlık sınırları içerisinde seviyor mutlaka.Kendi sevgimizin "aynısını" istediğimizde bir parça haksızlık olmuyor mu o ayrı ayrı yürünmüş farklı yollara? Sevgiyi sahipliğe çevirmeye koşulmuyor mu hızlı hızlı?  Bu da sevgiyi öldürmez mi evrenin her yerinde?