29 Haziran 2011 Çarşamba

TuzLu Su

Hiç tarzım bir şarkı değil oysa ki. Söyleyeni severim, öyle belirgin bir antipatim yok. Yazdığı sözler güzel, kendini dinletiyor daha fenası dinlerken bir sigara yaktırıyor hatta uygunsa ortam, yoğunsa psikoloji bir duble de eşlik ettiriyor. E bazen elleri hoop havaya kaldırtıyor.  Piyasa adamı diyenler var, " bunu mu dinliyorsun ıyyykk ivrenç" diyenlerde... Gözümle gördüm çıkacağı mekanın önünde kaldırımlarda saatlerce bekleyen ergen hayranları da :) Son şarkısının adıymış yukarıda bahsi geçen. Şimdi niye etkilendim henüz bilemedim ama. Böyle suya konuşur gibi şarkı. Hani arabesk mi, duygusal mı, tribünlere mi oynanmış pek oturmadı kalıplara. Etkilendim. "İnsanoğlu sever günahı...bozuldu mu izahı olmaz". Ettiğim yeminler, kaçtığım yalanlar, girdiğim günahlar, bozduğum kurallar... Şarkı 3dk 40 sn, bana hatırlattıkları ise bayağı bayağı yıllar bee!! Belki de böyle olmalı başarılı single. Hedef kitlesi olmayan birini de etkilemeli, gülerken aniden gözlerini hafif doldurmalı. Müzik editörü değilim, beyefendinin hayranı da değilim, ezgisi de pek alışkın olduğum tınılar değil. Ama dedim ya, oturdu düşündürdü, e bir de yazdırdı bir paragraf. Dinleyin bakalım, belki buluşuruz ortak bir melodide :)))
                                       

26 Haziran 2011 Pazar

aşkla başlayan insan yazısı

Çok büyük hayaller kuruyoruz aşka dair. Aşık olunca ayakların yerden kesilecek, tarifsiz duygular yaşayacaksın, her şey duracak...Kısmen doğru. Bana sorarsanız aşkın en güzel anları, daha küçük anları. Mesela sarılmak istersin, tereddüt edersin. O an dokunmak içini eritir ama gelgitler yaşarsın. Bir mesaj atacakken parmakların siler, baştan yazar defalarca...Sabah kalktığında aklına düşer, acaba dersin; acaba O da beni düşünüyor mu? İlla ki dağları yıkmak, tarifi olmayan duygular yaşamak gerekmiyor işte. Aşkı canlı tutan, besleyen de bu küçücük anlar bence. Minicik bir hediye almak, hiç alakasız bir anda. Misal, sen kendine bir kitap bakıyorken, minicik bir şey sana O'nu mu çağrıştırdı al ve ver O'na. Sevgilimiz bizden dünyaları istemiyor, belki sadece şu anda O'nu düşünüyor olduğumuzu bilmek istiyor. Büyük şeyler değil, küçük olanları mutlu eden. İster hediye olsun, ister minik bir öpücük ya da kaçamak arzulu bir bakış. Bazen o minik öpücük, saatlerce süren bir sevişmeden fazlasını verebilir...
Şimdi aşk üzerine üç beş çizittiriyorum diye aşkı biliyor sananlardan olmak istemem. Burada böyle yazıyorum diye, aslında benim de bildiğim, anladığım br terane yok. Ben de defalarca girdaplara girip çıkıyorum. Bazen sadece sürükleniyorum, bazen demir atıyorum. Hayatımda sığındığım liman sayısı ise o kadar az ki...Her kadının tek başına ayrı bir dünya olduğunu ve bir erkeğin olgunluğunun, yaşanmışlıklarının, deneyimlerinin, geldiği noktanın bu dünyaların bir tortusu olduğunu kabul ediyorum. Erkeği taşıyan kadın...Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyimden çok, hayatındaki kadını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim durumu. Dişiliğini göstermekten çekinmeyen kadınlar onlar. Cesur, kendilerini bırakıp yaşayabilecekleri anda sınırlarını aşıyorlar. Cinselliği sıradan olmadığını hissettiği noktada yaşıyorlar. O zaman da bir erkeğin isteyebileceğinden çok fazlasını; ruhları, bedenleri ve duygularıyla veriyorlar. Farkında mı er kişiler bilemiyorum, fakat yanınızdaki o kadınlar sizin izdüşümünüz, aynanız. Bazen derler ya o adam o kızda ne buldu ya da o kız o adamda..."Onlar başka dünyaların insanları,hiç de benzemiyorlar". Yanlış belki. Eğer gerçekse, kısa zamanda dönerler yanlışlıklarından. Eğer dönmüyorlarsa, belki de birbirlerini buluyorlar demektir hayatlarında. Birbirlerini o küçük detaylarla tamamlıyorlardır. Aslında aynı yöne bakıyorlardır? Acaba diyorum; kadınları karmaşık gösterme arayışı, erkeğin çaresizliğinin bir sonucu mu? Kadın, aksine o kadar doğal, sade ve güzel ki..! Bunu bile göremeyen erkeğe düşen de "abi kadınlar çok zor" demek. Oysa insan zor; cinsiyetsiz, kimliksiz. Ummadığımız bir anda ağzımızdan çıkan bir küfür, verdiğimiz bir tepki, söylediğimiz yalanlar...aldatmamız, aldatılmamız. İnsanız. Bu yüzden komplikeyiz.Çelişkilerimiz var. Bizi farklı kılan da bu iç zenginliklerimiz. Dişi, er kişi değil. insanı önce insan olduğu için seviyoruz. Ben kendi adıma her insanın ortaya çıkmayı bekleyen bir cevher taşıdığına, varoluşunun mutlak bir nedeni olduğuna inanıyorum. Salt insan oluşumdan ben de dolup taşıyorum. Konuşmak, anlaşmak...Artık anlaşılmayı beklemiyorum, anlaşılmak için yaşamak istemiyorum. Kendimi dökmek, açmak, saçmak, saçılmak istemiyorum. Beni ben olarak kabul edenlerle, beni ben olduğum için sevenlerle beraber olmak, yaşamak, paylaşmak...aynı pencereden bakmak. Eğer kişi de beni ben olduğum için sevemiyorsa, bana güvenmiyorsa, içtenliğime inanmıyorsa, önyargılarla, gözlükleriyle bakıyorsa kişiden de bir şey beklemiyorum. Sadece aşk için, sevgili için değil. Sıkıldım. Saçma sapan vaatlerden, yalan gülüşlerden, anlamsız sonuçsuz toplantılardan, tekliflerden, oyun aşklardan, gecelik ilişkilerden, çerez flörtlerden, maskelerden...     

23 Haziran 2011 Perşembe

çat diye çatlamak üzereyim...!

Neresinden tutup da düzeleyim, kendimi öpesim var !!!!  O derece yani. Hani bir mim konusu falan olsa " sizin için yazılmış sözler" yok efendim "sizi anlatan şarkılar" falan. Ahan da bu benimki. Hakikaten çat diye çatlamak üzereyim; hayır her taraf yamuk yumuk nereyi düzelteyim, hangisini toparlayım bilemiyorum ki. Daraldım. İçim şişti. Dışım büzüştü. Gözler dönük, dudak bükük, manasız ifadeler, halsiz dolanmalar. Ne istediğini bilememeler. Özlüyorum. Sinir oluyorum diğer yandan. İstiyorum. Korkuyorum için için. Mehter takımına yeni girmiş gibi, bir ileri üç geri, olmadı baştan iki ileri hoop tekrar geri derken bir bakıyorum ne ileri...ne geri! Sıkılıyorum. Önce kendimden, sonra yine kendimden. Yazmaktan, söylemekten, susmaktan, dinlemekten, yorumlamaktan, elemekten, elenmekten, O'ndan, diğerinden, komplesinden, alayından sıkılıyorum. İçimi aldırmak istiyorum. Tekrar bomboş bakabilmek. Mesela unutmuş gibi yapmadan unutabilmek gerçekten. Kendimi götüremediğim bir yere gitmek istiyorum. Zira kendimle anlaşamıyoruz. Bir kavgalı, bir küs, bir barışık hallerdeyiz. Mesela "niye" "neden" sözcüklerini tamamen sildirmek istiyorum hafızadan. "Sen" yerine " ben" i öğrenmek tekrar. Ne geri sarmak, ne ileri almak, mevcudu değiştirmek istediğim. En zor tez konusu bana gelmiş master öğrencisi gibi zihnim. " Hay allah, ne b.k yicem lan! Tezsiz de bitmiyor ki, bahtsızım ben, yazamam bunu yok yok yazamam" cümleleri kuran hayat öğrencisiyim. Sanki yazsak bitecek Hayat :) Öyle arsız ki, yazdıkça başka konu geliyor önüne, girdikçe sınava, bir tane daha çıta çıkıyor karşına. Umudun kırık kanatlarını yapıştırmak istemiyorum ki artık. Kırılmaz kanatlar istiyorum. Saçmalarken bile bunun farkında olacak kadar kontrollü olmak istemiyorum. Evet okuyucuyu, düşündüğün gibi tırlatıyorum galiba :) Hayırlısı...     

18 Haziran 2011 Cumartesi

rakı muhabbeti...

sen benim hiçbir şeyim olsan...
hiç kimsem olsan...
varlığından haberdar olmasam, gördüğümde seni tanımasam!
hiç sevişmemiş olsak mesela...
yabancı olsa yüzün, yeni bir sayfa açacak gücü olsa
bir şansı daha olsa ömrün...:)

bir gün gelir buraları da terk ederim.
bir kuşlukla sabah arası geçti aşk derim...
inanırım; o sınırda hiçbir şeyi o kadar...o kadar sevmedim!

hem sen hem ben
artık daha yalnızız daha yorgun
sanma ki ikimizden biri daha daha güçlü daha olgun...:(

olduğum gibiyim ben hiç değişmedim!
sen kendin olmayı beceremedin...
ayrıntılara takıldın, gerçeği bir türlü göremedin...
sen aşık olmayı
sen yanımda kalmayı beceremedin...

çok yeni keşfettim!!


        Lazım lazım hepimize bitane :) Şans meleği isteyenlere, şans meleği bizzat ben olayım diyenlere....

17 Haziran 2011 Cuma

MİM*

Efendimmm, Aman Be Hayat tarafından mimlenmişim, kendisine teşekkür edip beni bir hayli düşündüren soruların cevabını yanıtlıyorum. Sorularımız şöyle ki:

 Bir lamba cini çıksa karşınıza,
"Dile benden ne dilersen sahip" dese, bir tek dilek hakkınız ve düşünmek için de 1 saatiniz olsa

1)Ne yaparsınız?
2)Ne dilersiniz?
3)Dileğinizi seçmeniz kolay olur mu?

İstediğimiz sorudan başlama hakkını kendime veriyorum en öncelikle :) Umarım 4 yalnış da 1 doğru götürmez :p Dileğimi seçmem pek kolay olmadı. Ortada henüz bir cin, bir hak ve bir mucize olmadığı halde bu kadar düşündüğüme göre Lamba Cini karşımda olsa vay benim halime :)) Zor seçerim vesselam, çünkü insan hayatı sadece tek bir şekilde yön değiştirmiyor. Aynı anda herşeyi istemiyor muyuz ki? Para içinde yüzerken, sevgilimizin elinden nutella yiyelim o arada holdinglerimiz borsa da kara geçsin, diğer taraftan check-up tan turp gibi çıkalım di mi ama :))))
Dolayısıyla lamba cinimden sınırsız şans dilerim. Hani elimi neye atsam yüzümün akıyla çıkayım hesabı. Mesela çıktı karşıma elimi ayağıma dolaştıracak bir dünya harikası, bir endam bir karakter amanın bir kariyer, bir şahane falan :)) Şansım girsin devreye sıyrılayım bir sürümilyon dişi arasından, çat diye aşık olsun adam. Ya da alayım bir piyango bileti, hem bana çıksın hep bana :)))) (Ben dağıtıcam söz bak valla) Öyle şanslı olayım ki; sadece kendime değil tüm dostlara, sevdiklere, aileye faydam olsun gelsinler sürünsünler bana hayatları değişsin :) Hani böyle kafamda bir hareyle, gözümde bir ışıltıyla yaşayım yani.
Ne yapacağım bu şansla az buçuk anlatabilmişimdir heralde. Sağlık sorunlarım şansımla düzelsin, banka hesabım şansımla dolsun, yakışıklım şansımla bana koşsun :):):)

Lamba Cinini fazla yormadan diğer sevgili dostlara da gönderiyorum :)

limbolin

hemera-nyks

kaka kuka

femme fatale

Mia Wallace

14 Haziran 2011 Salı

iki delilik

Ben eskiden; "ben eskiden ile " başlayan cümleler kurmazdım. Yani kurardım da sayısı daha azdı. Daha gençtim tabi, çok eskisi yoktu ki hayatımın :)) Hoş şimdi de öyle çok yaşlı değilim ama yaşanmışlıklar daha fazla galiba. Nitelik- nicelik mevzusu. Nerden geldiysem böyle derin konulara. Oysa ki son zamanlardaki sıradan bir sabah olarak başladı bugün de. Hiçç öyle felsefik, sosyo-psikolojik bir halim de yok üstelik. Bildiğin sıradan standart Türk :) Öyle gezinirken sayfalarda Sezen'in sesini duydum. Bizim Sezen ya, ilk aşık olduğumuzda, ilk hırs yaptığımızda, ilk romantik gecenin seslendireni ne bilim belki ilk dansımızın sesi, ilk yaktığımız sigaranın fonu, ilk kavgadan sonraki haykıran dişi :)...bildiğimiz Sezen işte. Minik serçemiz, sahnedeki devimiz. Sonra düşünmeye başladım, "ben eskiden.." diye dökülüverdi dudaklarımdan. Müziği ve sesi beni bana hatırlattı. Ortam da müsait tabi, bildiğin kış havası:) Haziran'la dargınız hala, ben onu heyecansız karşıladım diye somurtup duruyor işte. Bir parlamadı şu güneşi, bir esmedi hafif tatlı meltemi. Ben eskiden daha sıcak Haziran'lar geçirirdim misal. Oturup bir eskileri yazasım vardı da geçti birden :) Bir yanım hatırlasa da, diğer yanım bilmediği geleceğini görmek istiyor. Saçmaladım yine kendi kendime. Ben eskiden bu kadar saçmalamazdım :)))))
Var mı sizin de eskileriniz? Yazın siz de "ben eskiden..." le başlayan cümleler. Yüzleşin bir nevi geçmişle, yer hazırlayın geleceğinize. Hadi!  

12 Haziran 2011 Pazar

günün düşüncesi

"Erkek genellikle güneş gibidir. ya batar, ya çıkar. İktidar peşinde, ya kazanır ya tepetaklak yuvarlanır. Net, berrak, sade ve yalın. Kadın ise ayın halleri gibidir. parlarken bile bir yanı karanlıkta kalır. En görünür olduğu zamanlarda bile bir parçası bulutların ardında... Kadın muammadır."

11 Haziran 2011 Cumartesi

manadar :)


                                                                 
yine yüzünden düşen bin parça
dalıp dalıp uzaklara iç çekiyorsun
eğer bıçak kemiğe dayandıysa
niye bu amansız acıya göz yumuyorsun
akıl karı değil ızdırabın böylesi
bu aşk değil esaretin ta kendisi
ben senin yerinde olsam
ufak ufak uzarım durmam
pılımı pırtımı toplar giderim
bakmam göz yaşına bakmam
bir dakika bile katlanmam
sevene zulüm edeni yakar geçerim
ben senin yerinde olsam
ufak ufak uzarım durmam
pılımı pırtımı toplar giderim
bakmam göz yaşına bakmam
bir dakika bile kalmam
sevene zulüm edeni yakar geçerim
o halden anlamıyor umursamıyorsa
sen niye üzülüp kahroluyorsun
sonucun vebali onun boynuna
bırak inceldiği yerden kopsun
akıl karı değil ızdırabın böylesi
bu aşk değil esaretin ta kendisi
ben senin yerinde olsam
ufak ufak uzarım durmam
pılımı pırtımı toplar giderim
bakmam göz yaşına bakmam
bir dakika bile katlanmam
sevene zulüm edeni yakar geçerim
ben senin yerinde olsam
ufak ufak uzarım durmam
pılımı pırtımı toplar giderim
 bakmam göz yaşına bakmam
bir dakika bile katlanmam
             sevene zulüm edeni ezer geçerim                 

günün iltifatı !

burundan nefes alınca, elmalı şeker gibi kokuyorsun :)*

                              











* teşekkür sahibini biliyor

9 Haziran 2011 Perşembe

Gittim Gördüm Beğendim vol 2




bu meydanda metrodan inip,


yağmurla birlikte bu arnavult kaldırımlı sokakları arşınlayarak,


bu sevimli italyan farecikle selamlaşıp :)


şemsiyeleri takip ettim!


sonra da baştan başa geçtiğim meydanı şöyle tepeden seyrettim :)


bir de ne göreyim siyah atlı prensim bekliyor aşağıda :))


gitmişken o kadar;


ışıl ışıl taşları...


ahhh o çantaları....


kokusunu, dokusunu...


gözlüğünü, botunu, pantalonunu görmeden gelmedim elbette!!!



gün sonu ödülümü verdim bünyeme :))))


tüm sevenlere.....:)))))



                                           

8 Haziran 2011 Çarşamba

kimse bilmez, kimse duymaz


                                             Bir tek ben bilirim seni sevdiğimi...
                                             Bir de sen bilirsin biraz...

7 Haziran 2011 Salı

7. KURAL

Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısının duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

BUDUR!!!



                                             Beğendim :) Hatta çok imrendim:)
                          Bu saatten sonra kalkıp konservatuar okusam mı dedim:))

6 Haziran 2011 Pazartesi

KOKUSUNDA AŞK VAR!

O'nunla olan ilk görüşte aşk. Hani böyle kafayı kaldırıp gözlerinizle görüp, ardından gözleri kırpıştırıp tekrar odaklanmaya çabalarken diğer yandan da beyninizde şimşekler çakar ya, öyle başladı işte. O beni gördü mü bilemiyorum aslında, çünkü ben küçüktüm ve onun bana olan hisleriyle değil de ben O'nu gördüğümde bende oluşan çılgın değişimlerle daha çok ilgiliydim ilk tanıştığımızda. Bize gelmişti, benim için değil tabi ki, muhtemelen o gün bizde olan diğer yetişkinler için oradaydı. Ben hep severdim estetik şeyleri. Mesela güzel kokan adamlar, tırnakları güzel kadınlar, temiz elli çocuklar, muntazam ekilmiş bir bahçe ya da kremaları düzgün sürülmüş bir ev pastası :)) O'nun da kokusu çok güzeldi. Hatta gözlerimi kapatıp sadece kokusunu takip ederek yönümü bulabilirdim. Öyle çok afilli değildi ama. Sakin, hatta biraz mesafeli bir duruşu vardı. Seçici bir havası vardı. Öyle herkesin ilk görüşte ulaşabileceği cinsten görmüyordu kendisini, belliydi. Evimizin en güzel köşesine konmuştu. Davetlilerin hemen yanına. Kokusunun ardından, görüntüsü de çok etkiledi beni. Daha önce görmüş olduklarıma pek benzemiyordu. Bir kere bir rengi vardı. Kendine bir güveni. "Herkese yar olmam, herkes beni kaldıramaz" tavrı çok etkileyiciydi. Sıcak yaklaştığında yumuşuyordu hemen. O duru, tok görüntüsü bir anda kokusunu ön plana çıkaran yumuşak bir kıvam alıyordu.Tabi ki benim olmalıydı!!! Evimin en güzel köşesinde O'nu diğerlerine yar edemezdim :)) Hem kimse O'na böyle ilgi göstermemiş, gözlerini kapatarak kokusunu içine çekmemişti. Aşk tek taraflı da olabilirdi. Daha henüz canım yanmamıştı bu hususta, saf bir aşıktım :))
İşte böyle tanıştık kahveyle. O gün bugündür de tutkulu bir aşk yaşıyoruz. Hatta kaç kere hastanelik etti beni O'nun aşkı. Kaç başka koku yerini almaya çalıştı ama nafile...bırakmadım. İtiraf edeyim kategorisinde kendisini tek geçtim hatta koca adamların O'na olan tutkumu kıskandığı bile oldu :))) Olsun, onların bileceği iş. Keşke o koca adamlarda her seferinde sadece kendileri olarak aynı tutkuyu yaşatabilselerdi bana, korkmasalardı suya karıştıklarında yumuşamaktan. Derseniz ki neden paylaşıyorsun bu manasız ilişkini kahveyle, hayatımı paylaşıyorsam eğer en büyük paylardan biri O'nun çünkü. Ayrıca şu anda bana eşlik ediyor, en sevdiğim yerde en sevdiğim şekliyle :)))))))

4 Haziran 2011 Cumartesi

MİM*

İlk mimimi Kaka Kuka tarafından aldım, kendisine teşekkür ediyorum :)

Güne başlamak istediğim şarkıyı sormuş, esasen ruh halime göre her daim değişebilen bir seçim benimki.  Ama sadece güne değil, her şeye başlayabileceğim, asla unutmadığım, hep kendime ait hissettiğim tek klasik şarkım: SHE- Elwis Costello :)

Bu sayede MİM ler sizin için geliyor:

CEPAYNASI
kuantino
BuRCu
gökten indim
nitra
hayatgaliba
Enstantane Haller

işte o şarkı :)))       

"biz" olmaktan korkan yalnız "ben"lere...

       Böyle kenetlenmek varken;


      Neden böyle ayrılır eller zorla?


Basit....
Çünkü aşkla özgürlük halef seleftir; tıpkı güneşle ay gibi:
Tek Tek ikisi de güzel olduğu halde, bir arada var olmazlar.
Biri doğdu mu diğeri silikleşir.
Aşk boyun eğip kalmaksa, özgürlük alıp başını gitmektir.
Ya gönüllü itaat, ya nihayetsiz seyahat...
Seyahati seçerseniz aşk şapkasını alıp gidecek.
Aşk'a düşerseniz, özgürlüğe yolculuk bitecek.
Çünkü nasıl özgürlük aşkın zeminiyse, aşk da özgürlüğün finalidir...*



* M.E.A :) 

1 Haziran 2011 Çarşamba

HAZİRAN

Yeni ay, hatta yeni bir mevsim. Biraz karanlık, bulutlu ve alıştırdığının aksine sulu geldi bu sene. Olsun geldi ya sonunda :)) Ben eskisi gibi hoplayarak karşılamadım ama daha olgun, daha mağrur, fazlasıyla sakin gülümsedim kendisine. " Merhaba" dedim en kibar halimle, " hüzünlü geldin, hayırdır" diye sordum ki; cevabı gayet sakindi :" sen ne bekliyordun ki, şu haline bak sanki artık benim ateşimi görecek kadar genç, sıcaklığımla coşacak kadar mutlusun!! Ruhun kadar hissedebilirsin beni:) " Sustum tabi. Haklı. Haziran!ı severim, aklı başındadır, Temmuz kadar cıvık, Ağustos gibi bitse de gitsem havasında değildir. Bilir ki, yorgundur insanlar, heveslidir getireceği sıcaklığa. Deli dolu bahardan devralmıştır bayrağı, zorlanmadan çeker göndere:)  Sabah geldi, biraz yorgun tabi, hala Mayıs'ın huysuz serinliğine bıraktı ortalığı. Ses etmiyorum dinlensin diye, geçen sene onu karşıladığım yerde, elimde kahvemle sakince bekliyorum uyanmasını. Beni uyandırmasını...