30 Mayıs 2011 Pazartesi
"Tık...Kapandı telefon. Bu da aynı,diye geçirdim
içimden. Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri...Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır! Olmayacak duaya amin deme duygusunu yaşıyorum sürekli".**
* Erkek olarak kadın ruhunu bir paragrafla anlatabilen Sn. Livaneli'ne hürmetler...
* Yazının puntosu Kuantino içindi :))
içimden. Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri...Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır! Olmayacak duaya amin deme duygusunu yaşıyorum sürekli".**
* Erkek olarak kadın ruhunu bir paragrafla anlatabilen Sn. Livaneli'ne hürmetler...
* Yazının puntosu Kuantino içindi :))
25 Mayıs 2011 Çarşamba
SABAH KAHVALTISI
İnanın bu sayfalarda gezinen gezinmeyen birçok insanın hayaliydi belki bu yaptığım. Birkaç hafta öncesine kadar ben de aynı hayali kurmaktaydım, kuru bir simidi sabahın köründe dişlerken. Biliyorum ayıptır söylemesi fakat yazmazsam çatlarım, ben uzun süredir ilk defa hafta içi bir sabah brunch yaptım kendi kendime, mis gibi bir havada, yeşiller içinde :)) Üstelik bu kahvaltıya eşlik eden mini mini pisiler, mezuniyet heyecanını kornalarla kutlayan okuldaşlarım da vardı. Demek ki pek bir huzurlu oluyormus bu hafta sonları yer bulamadığımız feci kalabalık ortamlar. Hatta tam da ekmeğime tereyağı bal ikilisini sürmüşken kardeşimi aradım, onunla da paylaştım bu eşsiz anı. "Yeme de yanında yat tabi" dedi, çalışan mağdur insan olarak. Allahtan ki geçici bir süre bu durum yoksa ben böyle alışırsam valla ne para dayanır ne vücut dayanır bu bohem hayatıma. Çokkk zengin olmak gerek çooookkk :)))) Ayrıca doğuştan da şanslı olmak lazım, yiyerek kilo almayan tipler gibi, zor hayat tabi; kahvaltıda surdayız öğlen yemeğine burdayız yok efendim beş çayı illaki oradayız... Kısa bir zaman öncesine kadar tek öğün beslenebilen çayının sonunu hiç göremeyen, hayatı ancak akşam 7:00 den sonra fark edebilen ben, şimdilerde her anı bile bile, göre göre, çoğunlukla sıkılarak ama özünde keyifle yaşıyorum. Bazen böyle mola almak lazım gerek diyorum. Şarj olmak belki... Kahvaltının sabah yapılması gerektiğini, kahvenin tatlı bir mola olduğunu, bünyemizin arada yemeğe ihtiyaç olduğunu hatırlamak bir parça. Sonrasında nasılsa kaldığımız yerden belki daha ilerisinden devam edeceğiz maratona. Şimdi müsaadenizle öğlen kahvem eşliğinde biraz kitap okuyacağım. Bunların hepsini sevgili çalışan arkadaşlarım için de yapacağım :))))))))))
23 Mayıs 2011 Pazartesi
22 Mayıs 2011 Pazar
öylesine
Korkuyla yaşamak yerine, sevgiyle yaşamak zor ama denemeye değer! Hayatta güçlü olmaktan yönetmekten, dayanmaktan o kadar çok yorulmuşum ki, biraz düşünmemek, kendimi bırakmak, sırtımı yaslamak istiyorum...Belki de beni çekip çevirecek bir ........!
19 Mayıs 2011 Perşembe
"ben terk edildiğim gün, inandığım her şeyden vazgeçtim"
Bu cümleyi duyduktan sonra "ben ne zaman başladım acaba" diye düşünmeye verdim kendimi. Beni yakın tanıyanlar pek iyi bilir, pratikte hep ben terk ettim, şöyle afilli bir cümle kuramadım malasef, oysa teori de terk edilmiştim ki :) Sorunun cevabını uzun bir vakittir düşündüğüme göre, anı hatırlamayacak kadar olmuş maşallah! Sonu net hatırlayamazsam da bu hale nasıl geldiğimin başını iyi hatırlıyorum. Her seferinde bir kez daha hatırlıyorum hatta. Daha kendimizi dişi hissetmeden başka işimiz gücümüz kalmamış gibi sorunlu erkekleri tamir etmeye kalktığımız ( kalktığım) gün kritik zaman. Kadınız ya, faydalı bir şey yaptığımızda, birinin yaralarını sardığımızda evrenle barışık hissediyoruz kendimizi, faydalı oluyoruz kocaman dünyamıza, yaşadıklarımız b..ktan da olsa bir anlam kazanıyor. Küçük beylerin dertlerine derman olarak egomuzu kolay yoldan beslemeyi marifet zannedip her seferinde girdiğimiz bu çıkmaz yol, heriflerin bizim ilgimize ve şefkatimize bağışıklık kazanması ile "aşk" dediğim illetin münasip bir tarafımızda patlamasıyla son buluyor. Bir oldu, iki oldu....devamı oldu bir son olmadı! Ama olgunlaştım Allah için. Kavramların tanımlarını özümsedim, kendime göre benimsedim. Mesela mutluluğun formülünü de, bir insana bağlanmaktansa alkole bağlanmanın daha mantıklı olduğu sonucuna vararak çözüyorum, az kaldı :) Öyle hemen olmuyor tabi, bu yaşımıza geldik uygulamada hala ciddi sıkıntılar yaşıyoruz! Alkol bir yandan rahatlasa da bir yandan iyice karıştırıyor içimizi. Sadece tensel arzuladığınız bir herife karşı sahte ya da geçici hisler besletebiliyor kanımca. İlk anlarda " acaba ilgisini çekmiş miyimdir" diye baktığımız adama, sonlara doğru aşk dolu bakışlar fırlatıp, sadece aşık olduğumuzda dokunurken hissettiğimiz şefkat duygusuyla boynuna sarılmış bulmadık mı hiç kendimizi?? Hatta ertesi zaman bu hislerden eser kalmadı, ama yine de bu yaşadığımız "gerçek mi" yoksa "alkolün yanılsamasımı" karar veremediğimiz olmadı mı hiç? Peki bu duyguya gerçek diyebilmemiz için gereken minimum bir süre var mı? Bir gece, ortam kadar süren hislerim, haftalarca sürerse mi adı "aşk" oluyor, iki saat sürerse ne oluyor?? Hangimiz karar veriyor bu kalıplara? Ben bilemiyorum işte, bilen varsa buyursun :)) Hoş insanlık daha "gerçek nedir, yanlış nedir, hepimiz aynı bütünün parçası mıyız, evrende başka hayat var mıdır" gibi sosyo-felsefik soruları aşamamışken, hangimiz cevaplarız kendi sorularımızı o ayrı bir yazı konusu. Hadi geçtik soru kısmını geldik dişilerin en sevdiği bölüme "sevgililik müessesi" Bu müessesenin misafirlerinden biri olarak sonuçta tek öğrendiğim şey benim sevgiliden çok şahane bir "eski sevgili" olduğum. Bana yine gelmişlerdi böyle, ulvi ulvi yazmıştım aylar önce. O zaman da demiştim yine diyorum; bu devirde hepimiz artık sevgiliden önce eski sevgiliyiz*. Bu gerçeği kabul edip bununla barışık yaşamayı öğrensek, hem ayrılıkları daha sağlıklı atlatabiliriz hem de eski sevgililerin yaşadıkları acılara daha duyarlı olabiliriz, miyiz ? Yapabiliyor muyum? Sanmam. Hepimizin özünde yatan bir kod var belki. Bazılarımız "sevgili", bazılarımız " bekar", beriki "çapkın", benim gibi kimisinin de "eski sevgili" kodu işli doğasında. Kağıt üzerinde, standartlar içinde, hoş sohbetlerde örnek gösterilebilecek özelliklerimle eski sevgililerimin yeni kadınlarının korkulu rüyası (!) olma potansiyelime rağmen ilişkimizin seyrinde tek başarılı olduğum ikimizin de ruhani dengesini bozabilmek... Dolayısıyla bu "eski sevgililik" pek bir yakışıyor bana. Hatta fark ettim ki, hakkımda " bu benim eski sevgilim(di)" denmesi gülümsetiyor beni. İnsan yıllarca mükemmelliğe ve egosuna b.k sürdürmemek için ilişkilerinin sorunlarından hep sevgililerini sorumlu tutarsa, özünde pazarlaması iyi yapılmış vasat bir üründen öteye gidemiyor hayatında ( evet satış sektöründeyim :)) ). Karar verdim artık, başarıyı mükemmellikte değil, beklentinin düşüklüğünde aramayı planlıyorum. Mutlu olmanın değil, huzurlu olmanın peşindeyim...
* tam konuyla alakadar değil ama yazarken çalıyordu Funda Arar- İkimiz, hoş :)
* tam konuyla alakadar değil ama yazarken çalıyordu Funda Arar- İkimiz, hoş :)
17 Mayıs 2011 Salı
Gittim Gördüm Beğendim vol 1
Bu çeşmede yaramazlık yapmayı;
Bu bankta, yağmurun altında mis kokularla "O"nunla oturmayı hayal ettim:)
Roma'nın en büyük sanat müzesine karşıdan bakmayı,
Her fırsat bulduğunda kendini gösteren güneşi yeşilde yakalamayı sevdim:)
Farklı ve keyifli müzikleri eşliğinde ;
Bu yalnız hanımefendiyi biraz izleyip,
"özgürlük" meşalesini takip ettim...
Geldiğim nokta bu muhteşem mimariydi.... :)
Bu bankta, yağmurun altında mis kokularla "O"nunla oturmayı hayal ettim:)
Roma'nın en büyük sanat müzesine karşıdan bakmayı,
Her fırsat bulduğunda kendini gösteren güneşi yeşilde yakalamayı sevdim:)
Farklı ve keyifli müzikleri eşliğinde ;
Bu yalnız hanımefendiyi biraz izleyip,
"özgürlük" meşalesini takip ettim...
Geldiğim nokta bu muhteşem mimariydi.... :)
16 Mayıs 2011 Pazartesi
pazar(er)tesi sendromu
Acaba var mıdır ben yaşamıyorum arkadaş diyen. Çocukluğumdan beri paşalar gibi önce okula, sonra (mutlaka her üniversitelinin illaki olmuştur) 8:40 dersine, sonra da işime, işim yoksa işe giden eşime zınk diye yataktan kalkar pazartesine böyle kocaman gülerek başlarım diyen ? Yoktur bence, olmasın yani. Sendrom yaşayanlardanım. Üstelik yaşanması gerektiğini de düşünüyorum. Olabilir belki psikolojik sorunlarım, mümkündür :) Ama şimdi böyle pamuk gibi bir hafta sonu geçmiş, hiçbir şey yapılmamış bile olsa adı "hafta sonu", yeterince afilli yani. Hafiften pazar öğleden sonra basmaya başlamışlar ruhumuzu, planlamaya başlamışız önümüzdeki 5 günü. Sooonraa sabah kalkmışız ahaa pazartesi!. Biz küçükken kurulan bebekler vardı. Arkadan kurardın, pili bitene kadar konuşurdu, dans ederdi, yürürdü falan. İşte onlar gibiyiz. Velhasıl ben çocukken de sevmezdim, pek bir manasız gelirdi kendi etrafında fır dönen bebekler. Biz de kendimizi pazartesi kurup, genellikle cuma akşamı pilimiz biten kadar bir koşturuyoruz, bir koşturuyoruz tutabilene aşk olsun :) En sıkıcı dersler pazartesi, en uzun toplantılar pazartesi, en kalabalık hastane kuyruğu pazartesi, diğer tarafta en boş sinema, en cansız mekan da pazartesi. İyi tarafından bakmak istiyorum tabi, değerlendiriyorum kendi içimde, ölçüyorum, biçiyorum, tartıyorum, sonuç; pazartesi ile olmuyor, ilişkimiz yürümüyor. Bir süre askıya almak istiyorum, pazardan salıya atlayalım mesela. Görmeyelim birbirimizi :))
12 Mayıs 2011 Perşembe
9 Mayıs 2011 Pazartesi
kupa KIZI & sinek VALESİ
Bahar...Her türlü bahaneye başlı başına tek sebep. Sebepsiz mutluluğa da yer var içinde, yatak döşek depresyona da. Kumral, sarışın afilli hatunlardan da bir tutam barındırır, esmer yağız delikanlılardan da. Yağmuru farklı bir anlamlıdır, güneşi pek ısıtır taa göz bebeklerimize kadar :) Deniz kenarında da pek sevilir kendisi, kurak topraklarda da, ağaç dibinde de, apartman köşesinde de... Kar bastığında bizim buralara, alabildiğinde beyaz olduğunda kapanmıştı bütün siyahlar demiştim size. Bahar kapatmaz oysa ki, hala olduğu yerde olduğu şekliyle durur siyahlarınız, morlarınız, mavileriniz...siz! Ama görmezsiniz :) E her mevsimin ayrıdır hüneri. Bahar şımarıktır biraz, üstünü örtme gereği bile duymaz. Aklınızı alır... uçurur...baktığınızı görmez, duyduğunuzu işitmez konuma getirir sizi. Hala savaş vardır oysa, hala açlık, hala "ileri demokrasi geri vitestedir", hala işsizsinizdir! Hatta o lanet ödev halen bitmemiş, o hatun size bir türlü yüz vermemiş, o boyu devrilesice o sümsük kızın elinden tutup yanınızdan geçmiştir...Biliyorum çok beğendiğiniz elbise de indirime girmedi zaten, hatta öyle 3-5 bahar günü eve kapanıp yazdığınız raporları şahane patronunuz bir çırpıda yerin dibine soktu. Çocukların dersleri umutsuz, faturalar sıktı, yollar o kadar delik deşik ki yürünmüyor, e araba desen benzin dayanmıyor!!! Görüyorsunuz di mi, aynı yerdeyiz hala... Ama farkımız bahar :) Daha bir gevşedik, "hayırlısını" daha çok kullanıyoruz, az mı korna çalıyoruz ne? Sadece adı bile bunları düşündürüp yaşatabiliyor, zira tam da kendini göstermedi bizlere. Işıltılı tüllerin arasından silüetini görebilsek de sadece ona rağmen fark etti yaşam kalitemiz. Acılarımız var, hala da yürürlükteler; kimisi yüzümüzde bir çizgi, beriki kalbimizde bir çizik, öteki ruhumuzda bir delik... Belki de baharın o tatlı esintisi acıtmıyor bu yaraları, sert ayazlar gibi çarpmıyor yüzümüze yüzümüze. Katlanması daha kolay, görmemesi duymaması mucize olmaktan daha mümkün.
Aramızda biraz daha şanslı bir azınlık -umarım çoğunluktur- var biliyorum. Baharın azıcık torpil geçtiği, ayaklarını yerden kestiği, yüzlerini sıklıkla güldürdüğü: Kupa Kızları ve Sinek Valeleri :) Aşk!!! Mühim, çözüm, umut, cesaret, güven, hırs, tutku, mücadele, pembe, saygı, sabır, tatlı göz yaşı....ve daha boşlukları aşıkların daha da güzel doldurabileceği bir tutam her biri:)) İşte eğer baharla birlikte bir de omzunuz varsa başınızı koyabileceğiniz, varsa bir beliniz sımsıkı sarabileceğiniz durur mu dünya dersiniz?
Aramızda biraz daha şanslı bir azınlık -umarım çoğunluktur- var biliyorum. Baharın azıcık torpil geçtiği, ayaklarını yerden kestiği, yüzlerini sıklıkla güldürdüğü: Kupa Kızları ve Sinek Valeleri :) Aşk!!! Mühim, çözüm, umut, cesaret, güven, hırs, tutku, mücadele, pembe, saygı, sabır, tatlı göz yaşı....ve daha boşlukları aşıkların daha da güzel doldurabileceği bir tutam her biri:)) İşte eğer baharla birlikte bir de omzunuz varsa başınızı koyabileceğiniz, varsa bir beliniz sımsıkı sarabileceğiniz durur mu dünya dersiniz?
7 Mayıs 2011 Cumartesi
6. KURAL
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.
6 Mayıs 2011 Cuma
DUVAR YAZILARI :)
"akşam oldu bilinçlendim ben yine!" "duş'lu geçmiş zamandır aşk!"
"dünyanın son halini hangi örgüt üstlenecek acaba?"
"hepimiz haklıyız! çünkü müşteri gibi takılıyoruz hayata"
"sonuna kadar gidemiyorsan, ömrünü yorma!"
"dünyanın son halini hangi örgüt üstlenecek acaba?"
"hepimiz haklıyız! çünkü müşteri gibi takılıyoruz hayata"
"sonuna kadar gidemiyorsan, ömrünü yorma!"
5 Mayıs 2011 Perşembe
HIDIRELLEZ
Bugün geri getirmek istediklerimi düşündüm uzunca bir süre. Yerine yenisini koymak değil, aynısını eski yerine koymak. Olur mu size de? Hiçbiri hiçbirinin yerini tutmaz oysa. Getirip yeniden eskisini eski yerine koysanız bile illa bir oturmaz. Eskisi gibi sevmez! Eskisi gibi bakmaz! Eskisi gibi kokmaz! Eskiden olduğu gibi moda değildir belki, cazibesi kaçmıştır ne bileyim belki de ateşi sönmüştür. Değiştir derler, dersin kendi kendine ama yenisi de uymaz. Ne öyle durur ne böyle olur :) Bir an gelir, çakar şimşeklerin eski eskide kalmalı diyerek, sıvarsın kolları. Topla, tepiştir, at, fırlat, yırt yok et psikolojisi başlar. Bazen maddi bazen manevi bir "yenisini" yeri koyma dönemi başlar hızlıca. "Tamam tamam süper oldu! Amaan o zaten çok kötüydü, vay efendim pek eskiydi, yok zaten adam değildi, o kızdan bir şey olmazdı" cümleleri dökülür içimizden....Geçmez ama; geri getirmek isteği. Yenisi doldurmaz boşluğu, eskisi özlenir hatta çok özlenir. Zaten de doldurulmaz boşluğu. Hele de tekse yoksa hiç bir sureti :) El örgüsüyse mesela, insan övgüsüyse, "en yakınsa", "en çoksa"...
Bugün geri getirmek istediklerimi düşündüm. Sonra yazdım hepsini güzel bir kağıda. Hatta çizdim özenle. Yenisini değil, eskisini isteyeceğim Hızır'dan. Ben yerlerini hazırladım, eskilerimi yeni yerlerine yerleştireceğim, eğer yardım ederse Hızır :) Sonra gece yarısı gül ağacının dibine gömeceğim, sabaha karşı uyanıp güneş doğmadan akan suya bırakacağım tüm isteklerimi...
Baharımız kutlu olsun, şansımız açık,sağlığımız daimi, paramız bol!!
Bugün geri getirmek istediklerimi düşündüm. Sonra yazdım hepsini güzel bir kağıda. Hatta çizdim özenle. Yenisini değil, eskisini isteyeceğim Hızır'dan. Ben yerlerini hazırladım, eskilerimi yeni yerlerine yerleştireceğim, eğer yardım ederse Hızır :) Sonra gece yarısı gül ağacının dibine gömeceğim, sabaha karşı uyanıp güneş doğmadan akan suya bırakacağım tüm isteklerimi...
Baharımız kutlu olsun, şansımız açık,sağlığımız daimi, paramız bol!!
1 Mayıs 2011 Pazar
unutmayalım!
Kutlayalım, önce kendimizi sora yakınlarımızı, öğretmenimizi, müdürümüzü, çalışanımızı....
Emeğimizi kutlayalım, şiddeti değil, haklarımızı savunalım!
Çoşkulu bayramlar :)
Emeğimizi kutlayalım, şiddeti değil, haklarımızı savunalım!
Çoşkulu bayramlar :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











