29 Eylül 2011 Perşembe

Düşünüyorum da;


böyle bir şey mi hayat; gelişine beklemek mi el ense?

ya da;


                        böyle kocaman şaşırmak mı yakaladıklarına da,    
                    kaçırdıklarına da akrep yelkovanı kovalarken ömürde...

                                                    peki;

                         
                   sığar mı bardağın dolu tarafına, paketin kalanlarına,
                                               kadının bedenine...?

                                                       yoksa;

                                        
                                 ne akla ne cesarete sığmaz yarlarda
                                      pedal çevirmek mi hararetle?

                                                       belki de;

                                              
                                                kolay bu kadar....


                                          SİZ NE DERDİNİZ???

27 Eylül 2011 Salı

ben çok sevebilirdim seni!!!

Bu başlığı müsadesi olmadan LAZANYA'dan "http://lazanyaaa.blogspot.com/ "çaldım. Çünkü oturup saatlerce yazsam şu cümle kadar özetleyemezdi hissiyatımı. Ey er kişi; duy beni. Ben, çok sevebilirdim seni...

24 Eylül 2011 Cumartesi

rüya

Evet evet anlatmazsam çatlarım!. Yemedim içmedim, işi gücü bıraktım, harıl harıl yazmaya koştum sevgli okuyucular. Efenim rüya gördüm bendeniz. Normal tabi, her insan evladı, dişisi, er kişisi görür diyorsunuz biliyorum :) Ben fazla görmem, gördüklerim de gelip bloga yazacak kadar ilginç olmaz zaten. Fakat dün gece artık ne içip, ne yediysem rüyamda "Güney"'in okul arkadası var ya zengin aşifte onların evinin bahçesinde, "Feriha" kızımızla önümüzdeki hafta evlenecek kuzenimin düğününü gördüm. Malasef "Kuzey" değildi kavalyem, boşa sevinmeyelim. Her şey o kadar gerçek ki, rüyada annneme " ya anne, bizim kuzenin karısı Feriha değildi ya, nerden çıktı bu kız" diyorum, annem gayet soğukkanlı " daha iyi olmuş boşver, onu pek tanımıyorduk zaten, bunun tanıyoruz en azından" diye cevap veriyor. Kabus!!! Demek ki neymiş, artık sosyal hayatıma geri dönmeliymişim. Öyle maaile her diziyi mecburen izlersen sonra onu bununla, öbürünü berikiyle dünya evine sokarmışsın. Kuzene bir sorsak mı acaba Feriha'yı düşünür mü :p

Bugün cumartesi, umarım hakkını verebilirsiniz kendisinin....

22 Eylül 2011 Perşembe

           üfleme sakın...! sönecekse de kendisi sönsün, zamanı geldiğinde.

20 Eylül 2011 Salı

Biz Var Mıydık?


                                           peki ya sen var mıydın?

             
                                 bana dair ne vardı ? var mıydı?

YOKSA KUMDAN MIYDI HERŞEY...?
                                

17 Eylül 2011 Cumartesi

BOŞ İÇMEYİN

   BUNU   dinleyin, benden hepimize gelsin mesela. Mesela lay laay la lay laaalay..... ağlayın utanmayın, şurda bizbizeyiz aşk olsun!!!!

TUBORG STRONG BEER SPECIAL

                                              İŞTE BUNDAN :

                              
                                 
       İÇİN, İÇİN, İÇİNİZİ DIŞINIZI TEMİZLESİN....ama unutturmaz bilesiniz !

                    

15 Eylül 2011 Perşembe

MİM*

Defansif Matmazel  tarafından Mimlenmiş olalı sanırım 1-2 hafta geçti. Öncelikle huzurlarınızda kendisinden hemen yanıtlamadığım için özür diliyor, önünde nazik bir referansla matmazeli selamlıyorum :) MİM konumuz şudur ki; "bir günlüğüne ruhum aynı kalmak koşulu ile kadın/ erkek olsam ne yaparım, ne haltlar karıştırırım?" Valla düşündüm, kaşındım,taşındım ben bu ruhumla erkek olsam fena olur yahu :/ Ezilirim ben, kadınlar nanik yapar, hemcinslerim benden tarafa bakmaz zaten :)) Janti bir herif olurum ama, böyle sanırsın Fransız topraklarından doğmuş, İngiliz terbiyesi almış, efendim, İspanyol enerjisi ile İstanbul beyefendisi oluvermiş :))) İlk evvela, kendime kesin bir İtalyan kesim takım elbise alırdım. Ruhum aynı kalacagına göre, begenilerim de aynı kalacak demek ki. Beğeniyorum, şu gömlek cebi olmayan, hafif kasları gösteren bel çukurunu belli eden, maymuna giydirsen onu seksi şempanzeye döndüren, zarif takımları. Alırım, çekerim üstüme. 1 günde sakal bırakma şansım olmadıgı için, tıraş olayını da denerim. Gerçekten illet bir durum mu merak ediyorum. Her sabah, akşam, hafta içi, hafta sonu, yaz, kış.... bu kadar söylenecek bir olay mı test ederim. Sonra bitirim bir delikanlı olarak atarım kendimi sokaklara. Aman efendim, gelsin esmerler gitsin kızılllar, daimi olsun sarışınlar :))))))) Gırgır bir yana, onların gözünden nasıl göründüğümü merak ettiğimden, gider hayatıma dahil olmuş er kişileri bulur, lafı bana getiririm. Kendim hakkında erkek muhabbetine girer, neymişim ne değilmişim anlamaya çalışırdım. Özellikle 1-2 tanesi var ki, yaratılışım yetmiyor kavramaya, yüreğim uymuyor anlamaya. Belki karşılarında benim ruhumu kendi bedenlerinde görürlerse anlarız birbirimizi...? Bu derin muhabbetlerden sonra, erkek erkeğe içer, PS oynar, Inter mi Milan mı tartışmasında, memleket meselesiymiş gibi  kanımın son damlasına kadar performans gösterip, gecenin sonunda uygun bir ağaç dibine de işerdim ne yalan söyleyim :)))

Mim'ler alkışlarla sizlere geliyor efenim;

* mr_lonely

*two of us

* kuccukkurba

* vladimir

*sevgi (ayak izleri)

14 Eylül 2011 Çarşamba

Sünnet& Kına& Düğün

Yavuz evleniyor... Daha dün sünnetini görmüştüm ben onun yahu. Büyüdü bir anda. Yakışıklı, zeki ve varlıklı bir herif oldu başımıza. Öyle beylik lafları da vardı " abi ne evlencez ya, bu taş gibi vücudumu, bu delikanlı yüreğimi tek hatuna mı heba etcez, yok abi evlenmem" diye diye 30 oldu. Her ilişkisinde "aşık" oldu, bir de güzel inkar etti ki sormayın :) Türk'e vuruldu, Amerikalı'ya vuruldu, üniversiteliye vuruldu, şişeleri devirdi, evden çıkmadı ama " abi ne evlencez yaaa" cümlesini hiç unutmadı. Sonra ne mi oldu? Gerçekten aşık oldu şapşal. Bakışları tuhaflaştı, kelimeler dolandı, eller kollar sığmadı bir yerlere :)) "Beyza, Beyza" bakmaya başladı gözleri, B harfinden ileri gidemedi alfabesi. O Beyza'ya abayı yaktı, kızımız da bu gece kınasını yaktı. Hafta sonundan sonra bizim sünnetlik Yavuz, damatlık Yavuz olacak iyi mi :))) Niye mi yazdım bütün bunları? Yaşlandığımı hissettim avucumdaki kına kesesine bakarken. Bir de sevdiğim, çocukluğumun beraber geçtiği  tüm erkeklerin kankam statüsünde tek tek evlendiklerini. Mutlu, sağlıklı, uzuunnn ve neşeli bir ömür diliyorum Onlar'a....♥

9 Eylül 2011 Cuma

Özgürlüğün Gözleri

Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri..

8 Eylül 2011 Perşembe

Gülümseyin Çekiyorum :)

                              
                                                       çok sevdim yaa, süper makine :)

                  

7 Eylül 2011 Çarşamba

10. KURAL

Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyehat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

4 Eylül 2011 Pazar

mendraleşen ma lazuri gemabirs...


Bir hayal gibi geldin sen. Gözlerim açıkken gördüğüm bir düş idin belki de. Ben mi o rüyayı görmek istedim, yoksa senin düşünün başrolüne mi denk geldim asla öğrenemeyeceğim belki cevabını.  Kocaman bir yangından sonra, külken her şey, yaralılar kurtarılmış, yananlar ayrılmışken gelen rüzgâr gibiydin. Estikçe yangın kokusunu solutsan da, umut veriyordun kalbe. İyi gelmiştin, vitamin gibi bünyeye. Öyle hızlı geçti ki saniyeler, dakikalar, günler… Zaman kavramını, doğruyu-yanlışı, tutkuyu-sükûneti birbirine karıştırmıştın. Hoş ben de başroldüm. O endamı giyindim. Parmak uçlarında döndüm.  Yüzümü rüzgara çevirdim, külleri gömdüm. Oysa o kadar uzun zaman uğraşmıştım küllerden doğmak için, diyorum ya düşledim oldu.  Hem hiç hazırlanmadan geldin sen. Beklenmeyen mevsimde, beklenmeyen lezzetteki bir meyve gibiydin.  Kabuğunun soyulabileceğini de gösterdin bana. “Vakitsiz olabilirim ama niyetsiz değilim” dedin, sustuğunda gözlerinle.  Bir çin vazosu gibiydim ellerinde.  Dokunması kıymetli, taşıması riskli ama sahip olması ayrıcalıklı… Hatta düşündüm, porselen mi kollarım, bacaklarım, düşlerim…

Bir hayal gibi gittin sen. Gözlerim açıkken, gözümün içine baka baka. Hatta arkandan el bile salladım ben. Sen mi düşünü terk ettin, ben mi gerçekten hayal ettim asla öğrenemeyeceğim belki cevabını. Kocaman bir alevin üzerine dökülmüş soğuk bir su gibi oldu gidişin. Yangın bir anda çıkar, alev hemen parlar ama etkisi büyüktür. Soğuğun ile söndürdün ateşimizi, etkilerini göremeyecektin nasılsa. Billur sesin sustu önce. Farklı kelimelerin sıradanlaştı. Bilemedin çin vazonu nereye konduracağını. Yere düşürmek istemedin, taşımak da ağır geldi. Kenara bıraksam, biraz dursa gözümün önünde dedin ya, suyun soğuk kuvvetini hesaba katmadın galiba. Çatladı vazo en kıymetli figüründen. Dengede duramadı gözünün önünde, sesini çıkarmadı sana tarihinin ağırlığı altında. Kaçasın geldi belki yangın yerinden, belki duman üstüne sinsin istemedin. Oysa sen mevsimsiz, lezzetli bir meyveydin. Hatta yıllarca beklersin, dalda sadece bir tane olur, zamanında koparmazsan dalından, toprağa düşer heba olur ya, öyleydin işte. “Her şeyi unutturacak kadar bir anda, keyifle gelmiştin” de gelmesine, şimdi kendini unutturmak için ne yapmalı bu bünye?

Şimdi arka fonda bir hayal, üzerinde notalar var. Hiç  görmediğim yerlerden ayrılışımı anlatan…

2 Eylül 2011 Cuma

@ memento mori

Veeee sonunda dalya :) Tam 1 sene oldu, kalbimi size açalı. Sabah gazeteleri tarayıp, bloguma bakalı, akşam kahvesinden sonra bloguma göz atalı. Tam 1 sene sonra 100 tane sevgili okuyucum oldu. 100. kişi özel olsun demiştim, en sevdiğim ayda gelsin istemiştim. Memento Mori gelmiş, eylülde gelmiş,hoş gelmiş. Kendisi 100. kişi olduğu için bu yazıya ad veren oldu ve  müsadelerinizle en güzel köşeye kondu :)

belki de o son gece.....

Derler ki;




"Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde değil düşündüğün yerdesin" belki bundandır insanların da ikiye ayrılması...: "yanımızdakiler" ve "aklımızdakiler"...