Bir hayal gibi geldin sen. Gözlerim açıkken gördüğüm bir düş idin belki de. Ben mi o rüyayı görmek istedim, yoksa senin düşünün başrolüne mi denk geldim asla öğrenemeyeceğim belki cevabını. Kocaman bir yangından sonra, külken her şey, yaralılar kurtarılmış, yananlar ayrılmışken gelen rüzgâr gibiydin. Estikçe yangın kokusunu solutsan da, umut veriyordun kalbe. İyi gelmiştin, vitamin gibi bünyeye. Öyle hızlı geçti ki saniyeler, dakikalar, günler… Zaman kavramını, doğruyu-yanlışı, tutkuyu-sükûneti birbirine karıştırmıştın. Hoş ben de başroldüm. O endamı giyindim. Parmak uçlarında döndüm. Yüzümü rüzgara çevirdim, külleri gömdüm. Oysa o kadar uzun zaman uğraşmıştım küllerden doğmak için, diyorum ya düşledim oldu. Hem hiç hazırlanmadan geldin sen. Beklenmeyen mevsimde, beklenmeyen lezzetteki bir meyve gibiydin. Kabuğunun soyulabileceğini de gösterdin bana. “Vakitsiz olabilirim ama niyetsiz değilim” dedin, sustuğunda gözlerinle. Bir çin vazosu gibiydim ellerinde. Dokunması kıymetli, taşıması riskli ama sahip olması ayrıcalıklı… Hatta düşündüm, porselen mi kollarım, bacaklarım, düşlerim…
Bir hayal gibi gittin sen. Gözlerim açıkken, gözümün içine baka baka. Hatta arkandan el bile salladım ben. Sen mi düşünü terk ettin, ben mi gerçekten hayal ettim asla öğrenemeyeceğim belki cevabını. Kocaman bir alevin üzerine dökülmüş soğuk bir su gibi oldu gidişin. Yangın bir anda çıkar, alev hemen parlar ama etkisi büyüktür. Soğuğun ile söndürdün ateşimizi, etkilerini göremeyecektin nasılsa. Billur sesin sustu önce. Farklı kelimelerin sıradanlaştı. Bilemedin çin vazonu nereye konduracağını. Yere düşürmek istemedin, taşımak da ağır geldi. Kenara bıraksam, biraz dursa gözümün önünde dedin ya, suyun soğuk kuvvetini hesaba katmadın galiba. Çatladı vazo en kıymetli figüründen. Dengede duramadı gözünün önünde, sesini çıkarmadı sana tarihinin ağırlığı altında. Kaçasın geldi belki yangın yerinden, belki duman üstüne sinsin istemedin. Oysa sen mevsimsiz, lezzetli bir meyveydin. Hatta yıllarca beklersin, dalda sadece bir tane olur, zamanında koparmazsan dalından, toprağa düşer heba olur ya, öyleydin işte. “Her şeyi unutturacak kadar bir anda, keyifle gelmiştin” de gelmesine, şimdi kendini unutturmak için ne yapmalı bu bünye?
Şimdi arka fonda bir hayal, üzerinde notalar var. Hiç görmediğim yerlerden ayrılışımı anlatan…