KARDEŞİM SENİ ÇOK SEVİYORUM Sen burayı okuduğunda, her şey çok güzel bitmiş olacak. Ben muhtemelen ya yanında olacağım ya da yanında olabilmeyi hayal edeceğim:) Biliyorsun değil mi daha yeni başlıyoruz???
biri sana, biri bana, diğerini de dönüşümlü giyeriz :p
31 Ekim 2011 Pazartesi
28 Ekim 2011 Cuma
İKİ SATIR...
gözlerinin olduğu "ileride" gözlerimiz,
sözlerinin sonuna ekli sözlerimiz,
sesinin geldiği yönde hedeflerimiz,
artık toprağa da karışmış olsa bedenimiz
kalan enkazlara gömülü olsa da ömürlerimiz
yine yeni yeniden CUMHURİYET niyetimiz!!!
25 Ekim 2011 Salı
mola
küçük bir mola vermek istedim hem güne, hem sana hem bana hem de bize...işte burada duralım biraz...
Düşlerim biterken
Fikrin süzülür geceme
İlk dokunuşunu düşler
Çoğalırım içimde
Gözlerime yaslanıp uyusan
O aradığım hecedir
Sesimi öpsen
Şarkın olsam
Sen yaralarsın
Ama yaralarımı sararsın
Hem öldürürsün
Hem hayata bağlarsın
Sonra yavaş yavaş eskilerin kalır bende
Aşk sözcüklerim solar gider
Yorgun tenimde
Yalnızlıkla aldatırız susarak birbirimizi
Sonra terk ediş
Yıldızı çalınmış kızıl bir gece gibi
Sen yaralarsın
Ama yaralarımı sararsın
Hem öldürürsün
Hem hayata bağlarsın
Düşlerim biterken
Fikrin süzülür geceme
İlk dokunuşunu düşler
Çoğalırım içimde
Gözlerime yaslanıp uyusan
O aradığım hecedir
Sesimi öpsen
Şarkın olsam
Sen yaralarsın
Ama yaralarımı sararsın
Hem öldürürsün
Hem hayata bağlarsın
Sonra yavaş yavaş eskilerin kalır bende
Aşk sözcüklerim solar gider
Yorgun tenimde
Yalnızlıkla aldatırız susarak birbirimizi
Sonra terk ediş
Yıldızı çalınmış kızıl bir gece gibi
Sen yaralarsın
Ama yaralarımı sararsın
Hem öldürürsün
Hem hayata bağlarsın
23 Ekim 2011 Pazar
yorgun
Söyleyecek ne çok cümlem var aslında, bir o kadar da sus geliyor içimden. Aklım karışık, içim karışık, ülkem karışık, hayatım karışık....Coğrafyamdaki huzursuzluk, yüzüme yansıyor, ruhumdaki dengesizlik bedenime geçiyor. Bir ekşi tat ağzımda, hep bir damla yaş hazır kirpiklerimde, gülecekken Van gözlerimin önünde, "of" diyecekken 18 lik şehit bedenler dudaklarımda...
19 Ekim 2011 Çarşamba
17 Ekim 2011 Pazartesi
14 Ekim 2011 Cuma
"kağıt kesiği"
Bıçak gibi değildir kağıt. Tehlikeli olduğunu fark etmezsiniz. Üstelik incedir, içi dışı bir sanarsınız. Üstüne ne yazsanız okuyabileceğinizi, buruşturup bir kenara atabileceğinizi... Aciliyet anında "caart" diye bir parçasını yırtıp, üzerine not alabilir, ıslanmış bir yere suyu emsin diye basabilir, hatta ağzınızda artık çiğnene çiğnene tadı bitmiş sakınızı sarabilirsiniz. Bıçak keskindir. Kesebileceğini önceden belirtir. Adam gibi tutmak gerekir. İleri geri hareket etmenize izin vermez. Ancak; kağıt kesiği bir anda olur. Öyle, apansız. Habersiz. Bütün kağıtların intikamını alırcasına. İnce keser. Sızlatır. Öyle bıçak gibi süslemez izini. İçinizde kalır izi, yüreğinize işler sızısı.Bıçak suçunun izlerini taşır üstünde, ama kağıt masumdur kestikten sonra bile.
Kağıt kesiği....Acıtır! Çok acıtır!
Kağıt kesiği....Acıtır! Çok acıtır!
12 Ekim 2011 Çarşamba
be slow...
Burada sizlere, kendime yazmak yerine, yazmam gereken daha "formal" önemsiz tırı vırı yazılar olduğunu biliyorum. Patron beklemez, saniye durmaz, giden dönmez onu da biliyorum. Geçenlerde bahsettiğim "ben" bana hala biraz bozuk bunu da biliyorum. İliklerime kadar özlediğimi, aslında hep kıskandığımı, üst dudağımı ısıra ısıra kalmadığını da pek tabiki çok iyi biliyorum. Yaş ilerledikçe dostlarımın ne kadar az ve kıymetli olduğunu, şanslıysan tutacak sağlam bir el, sıcak bir kucak bulunabileceğini, votkanın üzerimdeki etkisini, bitterin dayanılmaz nahoşluğunu, popom güzel olsun diye girdiğim o derslerin ertesi gün ne ızdıraplar verdiğini, nutellanın bile bu acılara yetersiz kaldığını da biliyorum ki :) Son günlerde metrekareye düşen yağmur damlasının bile toprağa düşen şehit sayımızdan malasef daha az olduğunu, kaybetme duygusunun tarifsiz acısına elimden kahrolmak dışında bir şey gelmediğini de biliyorum.
Ama lütfen biraz yavaş...yavaş...yavaşlayın, adamsanız teker teker gelin nan!
Ama lütfen biraz yavaş...yavaş...yavaşlayın, adamsanız teker teker gelin nan!
11 Ekim 2011 Salı
Meksika'lı Atalar Der ki:
"Kader sana hayat diye ekşi bir limon uzattıysa; sen üstüne tekila ve tuz iste!"
Boşa demiyorum sağlığınıza diye di mi :))))
8 Ekim 2011 Cumartesi
11. KURAL
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
2 Ekim 2011 Pazar
Size "Ben" den Bahsedeyim Biraz
Az önce Benle konuştuk, dertleştik biraz. Daha önce baş başa demlenmiştik, geçenlerde uyuyakalmışız birlikte. Sık sık tartıştığımız da olur bizim. Ben bir türlü bana benzemez. Aksidir, asabidir, haylazdır.Hissediyorum; öyle derinlerde bir yerlerde küçük bir çocuk gibi çekingendir. Dizleri hep sıyrık, parmakları hep çamurludur. Biliyorum; henüz yıkılmamış hayalleri, bir de cebinde şıngırdayan misketleri var. "Bana bak adam ol azıcık, hadi olamadın hanım hanımcık dur, ağır ol" dedikçe Ben hepten koyuverir kendini. Mesela gider en olmadık herife aşık olur. Cebindeki tüm misketlerini verecek kadar sever adamı. Hiç tutturmaz yanında, mızırdanmaz hatta görseniz inanmazsınız şımarmaz bile bizim Ben! Sonra ne olur, d.tüne sağlam tekme yer. Misketleri atar herif cebine, hayalleri yıkar bir nefesiyle. Ben tırıs tırıs döner gelir k.çında okkalı tekme iziyle. Çok mahcuptur o zamanlarda. Az uyur, pek yemez. Önce kızarım, sonra dayanamam içim acır, gıdıklarım falan ama mümkün değil gülmez. Ofise giderken "gel derim, götüreyim seni de" gelmez. Artık boş kalmış ceplerine soktuğu minicik elleri ve ağlamaktan yüzünde şerit oluşturmuş göz yaşlarıyla büzüşür en kuytu köşeye. Böyle zamanlarda, yemeğini suyunu önüne bırakır pek ilişmem Ben'e. En yumuşak mendilleri koyarım yanına göz yaşları için, en kalın battaniyeleri tir tir titreyen yüreği için. Bilirim ki, hiç birine dokunmayacak; ellerinin tersini kullanacak peşi sıra süzülen göz yaşları için. Ben çok küçüklüğünden beri bilir kendi kendini iyileştirmeyi. Hüznünü layıkıyla yaşadığı gibi, haşarılığını da doruklarda yaşar. Etrafta büyük var küçük var, okuldasın sokaktasın vay efendim ofistesin hiiçç umrunda olmaz. Şaraptan çok iyi anlar mesela. O minnacık boyuna bakmadan demlenmesini de pek bilir. Gelişmiş bir çikolata zevki vardır. Öyle, parlak kağıtlı basit şekerlere kanmaz sosyetik Ben. Oynaktır aynı zamanda. Kanun sever, gitara bayılır, darbukayla çoşar, kemanla ağlar, kemençeyle çıldırır, piyanoyla durulur. Ah bu Ben yaa!! yaşı hep 19 :) İşte böyle bir tuhaftır; bir çocuktur bir adamdır, en olmadık yerde seksi kadındır. Yapma dersin yapar, gitme dersin gider. Koş dersin hiç oralı olmaz. Entel halleri vardır mesela. Uzun uzun inceler bir fotoğraf karesini, derin derin koklar fırından yeni çıkmış gül böreğini. Modacı gibi renklerle oynar, yazar gibi kelimelerle. Çok da sportmendir. Üzülür koşar, sevinir zıplar, enerjisi olur yüksek atlar :) Ben bana verilmiş en renkli, en eşsiz, en ahenkli şey aslında. Baksanıza anlat anlat bitmiyor :) Şu sıralar bana biraz ihtiyacı var. Söz verdim, birlikte hareket edeceğiz bir süre. Bu sefer kararlı, uslu duracak, kimseye kanmayacak, hayallerini gerçeğe döndürecekmiş. Bana da biraz görev düşüyor işte, bu aralar biraz "ben"cileyin... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





